Category Archives: BANU ÜNVEREN YAZILARI

NEDEN OLUMSUZLUKLARA ŞÜKÜR EDEYİM Kİ?


Evrenin güçleri, denge içindedir. Yerlerini birbirlerine sıra ile bırakırlar. Ve bunu yaparken sizin iyiliğinizi hedeflerler. Bu bir gizdir. Hayatın bu değişmeyen gizini kabul ettiğinizde şükran ile dolar ve hayatın içinde acısı ve tatlısı ile akarsınız. Bu gizi çözdüğünüzde, giz sizi yükseklere taşıyacaktır.

Biraz açıklamak gerekirse; koyu ve açık, karanlık ve aydınlık ,gece ve gündüz, ay ve güneş, soğuk ve sıcak tamamlayıcıdır. Yerlerini geri dönmek üzere diğeri için terk ederler.

kış ve yaz, su ve ateş birbirini tamamlar.

dişi ve eril güçler, tamamlayıcıdır. anne ve baba olmazsa, hayata yeni birisi nasıl katılır.

ilk önce , duygu gelir ve eyleme dönüşür. ortaya çıkan eylem, başka duygulara bölünür ve çoğalır. başka duygular yeni eylemler yaratır. duygular ve eylemler, yerlerini birbirlerine bırakmak üzere, tamamlayıcıdır.

aşağı ve yukarı, sağ taraf ve sol taraf , kuzey ve güney, içinde bulunduğumuz mekanı oluşturur. çift ve tek, nicelik ve nitelik gibi kavramlar bize hayatta yardımcı olan tamamlayıcı kardeşlerdir. madde ve sanal, mikro kozmos ile makro kozmoz, birey ve toplum, savaş ve barış, iyilik ve kötülük tamamlayıcıdır.

en önemlisi ise; insan ve evren tamamlayıcıdır. Aynı yin&yang sembollerinde olduğu gibi, iç içe geçmiş.

evrenin, tamamlayıcılık ilkesini kabul ettiğimizde evrensel sevgi ile uyum sağlarız. bu, bireysel kuantum sıçramanın koşuludur. kabul etmek, teşekkür etmektir. aya, güneşe sıcağa soğuğa, olumlu ve olumsuza …

olumsuzluk ve olumluluk tamamlayıcıdır ama olumsuza teşekkür etmeyi bilemeyiz çoğu zaman. Neden hep benim başıma geliyor diye dert yanarız onun yerine.

yaşadığımız olumsuz olayları, bizleri acıların kadını veya erkeği yapmak için kullanmayın. kurban kostümünüzü hemen çıkartıp giymeyin. onun yerine olumsuzluklardan çıkarttığınız derslere odaklanın. Odaklanın ki yerini olumluya bıraksın çünkü olumsuzluk ve ders çıkartmak tamamlayıcıdır. Olumsuz olay görevini yerine getirmeden, olumluya dönüşmez.

odaklanın ve ders alın. büyüyün. olgunlaşın. eğer bugün bunu yapmaz ve ertelerseniz aynı olumsuzluk yeniden başka bir görüntü veya isimle karşınıza çıkacaktır. olumsuzlukların görevi bize bir şeyler öğretmektir. onlardan ders çıkarmadığımız sürece, bizi takip ederler. ta ki görevlerini başarı ile yerine kadar. diğer bir deyişle; biz ders çıkartıp bir üst seviyeye geçene kadar. bu devinim böyle sürer gider. oyunun en üst seviyesine ulaşmak ve olumsuzluklardan azat olmak istiyorsanız ‘ ders alma oyununu’  oynayın. hayatın her hücresini yaşamak ve algılamak yaşadığımız olumsuz deneyimleri, olumlu deneyimler kadar kabul etmek ve onlara teşekkür etmekten geçer. teşekkür edin. şükredin. takdir edin. çünkü takdir ve ilerlemek tamamlayıcıdır.

farkindaliktv.com adresinde bulunan şükran tekniğini kullanabilir veya AKTARIM dersinde çok daha fazla bilgi edinebilirsiniz.

Sevgilerimle

Banu Ünveren

farkindalik@farkindalikokulu.com

BUDDHA, CENNET VE CEHENNEM


Buddha ile ilgili bir çok efsane var. Aynı eksende dönen, farklı senaryolar. Eksene indiğinizde olayın özünü kavrıyorsunuz. Başlangıç bölümü her senaryoda aynı çünkü gerçek  bir hayat hikayesi anlatılıyor.

Başlangıç bölümü çoğunlukla şöyle; Siddhartha ( gelecekteki Buddha ) bir kralın oğludur. Doğumundan kısa bir süre sonra, geleneksel olarak kahinler ve bilgeler onun yıldızlarını izlemişler ve geleceği ile ilgili öngörülerde bulunurlar. Yıldızları takip eden bilgeler, Siddhartha’nın geleceğine dair iki seçenek ile karşılaşırlar. O ya dünyayı yönetecek kadar güçlü bir kral olacak. Ya da ruhuna hükmedecek. Öngörülerini baba kral ile paylaşışlar ve kral şöyle bir yorum yapar. ‘ Dünyayı hükmetmek kolay, buna inanabilirim. Ancak  ruhuna hükmetmek! Kimse bu kadar güçlü olamaz. Buna inanamam. ’ Ancak bir yandan oğlunun ruhuna hükmetmesinden çok dünyaya hükmektesi fikrinden pek hoşlanan kral baba, kahinlerden aldığı yönlendirmeler ile bir plan yapar. Plan Siddhartha’nın hiç bir zaman acıyı tatmaması üzerinedir. Çünkü Siddhartha acıyı tadarsa ruhuna yönelecektir. Bu plana göre Siddhartha’nın hayatını önceden planlarlar.

Bu plan Siddhartha 29 yaşına gelene kadar sürmelidir der bilgeler krala. Böylece kral baba 20’li yaşlarına kadar Siddhartha ( gelecekteki Buddha) için izole bir dünya yaratır gerçekten de. Bu dünyada yaşlı yok, ölüm yok, acı yok. Her şey renkli ve güzel gözüküyor  çünkü insanlar yaşlandıkça saraydan uzaklaştırılıyor. Hastalandıkça terk ediliyor. Güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler sarayın içinde dolaştırılıyor. Yaşlandıklarında ise gönderiliyorlar.

Bu yöntem ile gelecekteki Buddha’nın gerçek dünya ile bağı koparılıyor. Ancak Sidhartha’nın hayatına onu çok kıskanan bir kuzen giriyor bir gün. Bu kuzen ise bir dizi olayın başlamasına sebep veriyor. Aynı kötülüğün iyiliği çağırdığı gibi bir ilişki yumağı içindeler kuzeni ve Siddhartha. Peki neden? Bir bakalım dilerseniz …

Çünkü kuzeni Buddha’nın sevdiği kızı acımasızca ve kıskançlık duygusu ile öldürüyor. Buddha 19 yaşında ilk defa  acı ile karşılaşıyor. Bu acı onun dönüşümünün başlangıcı oluyor. Zaten yüksek bir potansiyel ile doğmuş olan Budhha’nın gözünün önündeki sahte sahne kalkmaya başlıyor. 9-10 yıl süren kararsızlık bir dönemi yaşıyor. 29 yaşına bastığında arkasında çocuğunu ve karısını bırakarak saraydan ayrılıyor. Sarayı terk ediş amacı zihnini rahatsız eden ‘ O ‘ gerçeği bulmak ve aydınlanmak!

Hindistanda gerçeği aramak ve aydınlanmak için münzevi hayatına çekilmek geleneksel bir durum. Kişi bu uğurda ailesini terk ettiği, yollara düştüğü için dilenmesi de normal karşılanıyor. Bu bir gelenek. Halk münzevilerle karşılaşınca onlara yardım ediyor. Bu da geleneğin bir parçası.

Prensin artık dilenecek olması prensesi çok üzüyor ama yine de yola çıkıyor prens. Prensesin onun için üzülmesinin tüm ağırlığına rağmen, aydınlanma çağrısı ağır basıyor. Gözyaşlarının hükmettiği bir ayrılık seramonisinden sonra saraydan dışarı ilk adımını  atıyor Siddhartha. Adımını saraydan attığı andan itibaren geri dönene kadar, yani toplam 5 yıl boyunca aydınlanma yolundaki macerası her gün yeni insanlara, derslere, öğretilere, üstadlara ve öğrencilere gebe devam ediyor. 5. yılın sonunda tam pes etmekte iken mucizevi bir olay yaşanıyor. İşte bu noktaya kadar binlerce yıldır anlatılan ve yazılan tüm hikayeler genellikle bu şekilde akıyor ama aydınlanma anı ile ilgili binlerce efsane var. Ben sizinle sadece bir tanesini paylaşacağım.

İkinci bölüm; Aydınlanma Anı

Bir hikayeye göre Buddha, bir ağacın altında Samadhi meditasyonuna geçiyor. Yani bilincini evren içinde istediği alana gönderebildiği meditasyon boyutuna. Çok uzun süre bu halde kalıyor ve dış dünyada hareketsizlikten kasları erime noktasına geliyor. İç dünyasında ise Budhha ilk önce cehenneme gidiyor. Onu içeri almak istemiyorlar. İçeri girmek için ısrar ediyor ve giriyor. Cehennemin en alt katmanlarına kadar ulaşıyor ve en ağır işkenceleri kendi rızası ile çekiyor. Kendi rızası ile de cehennemden ayrılıyor. Ayrılırken.Yapabileceğiniz ancak bu kadar mı diye soruyor? Budhha acıyı alt ediyor.

Bu sefer de cennete yöneliyor. Cennete kolayca kabul ediliyor. İçerdeki konforu tadıyor. Ve ayrılıyor. Beni baştan çıkarmak için sunduğunuz bu kadar mı diye soruyor? Yine ayrılırken. Budhha’nın zihni cennetin vaadlerine kapılıp kaybolmuyor.

Bu yolculuktan sonra dünyaya iniyor. Bilincini açıyor. İndiğinde susuzluktan çatlamış dudaklar, çocuk kadar kalmış bir beden ile karşılaşıyor. Kendi bedeni. Yardım ediyorlar. Bedenini iyleştirmek için dinleniyor. Zaman akıyor, dünyaya yeniden uyum sağlıyor. Derken artık daha farklı olduğunu fark ediyor. Maddeyi eğip bükebiliyor, düşündüğünü o anda gerçekleştiriyor, düşünceleri okuyor ve onlarla akıyor. Savaşların içinden geçip, savaşı durdurabiliyor. Azılı bir katil ile konuşarak onun acılarını hafifletebiliyor. Budhha sanki rüyada gibi ne düşünürse o senaryoyu kurup, senaryoyu ise gerçek hayatta yönetebiliyor. Bizim gözümüzle gerçek dünya, onun gözü ile illüzyon.

Peki bu nasıl oluyor?

Sonsuz olduğunu kavrayan Buddha için vaat edilen tatlılar ve kaçınılan acıların artık bir anlamı kalmıyor. Ona göre kişi bilincini acı korkusu ve tatlı taleplerinden arındırabilirse eğer ruhunu yöneten oluyor. Ve Siddhartha cennet&cehennem arasında yaptığı bu ünlü yolculuk sonunda Buddha noktasına ulaşıyor. Yolculuktan sonra cennet ve cehennemin üzerinde bir alanda bulunuyor zihni. Korkmuyor veya arzulamıyor. En büyük korkulardan ve arzulardan özgür. Bu yeni hali ile dünyaya değil, evrene hükmedebiliyor. Aynı baba kralın söylediği gibi dünyaya hükmetmek kolay iş, asıl mesele ruhuna hükmetmektir.

Siz de ruhunuza hükmedin. Korkularınızı çıkartın, küçükten büyüğe sıralayın. Bir de isteklerinizi çıkartın. Onları karşınıza alın ve durun. Ruhunuzu çağırın sahneye şimdi. Bu istekleriniz gerçekleşmeden nasılsınız? Sadece ruhunuz ve siz…hayal edin. Onun yaratıcı gücüne dokunun. Bekleyin, hissedin. Ruhunuz ile birliktesiniz. Sadece ruhunuz ve siz varsınız. O arzulara ihtiyacınızın azaldığını ruhunuzun taşıdığı tanrısal güç sayesinde fark edeceksiniz. Fark edeceksiniz ki siz arzularınızdan daha güçlüsünüz. Ve onlara hüküm edebilirsiniz.

Şimdi de korkuları çağırın, Budhha gibi cehennemin sınırlarında dolaşın. Yaşayın ve acıyı hissedin. Aynı asansöre binerse panik atak geçiren bir hastanın bir asansörde olduğunu hayal etmesi gibi. Hayal bitince fark ederler ki en büyük korkusu olan asansör artık bir korku unsuru değil…

Aslında işin özü şudur; içinde yaratıcıdan bir parça taşıyan insanın korkması abestir. Budhha içindeki yaratıcı damlası ile bağlantı kurabilmiştir. Bu yüzden mucize gibi gözüken şeyler yapabilmiş, bir çok insana ışık olmuştur. Her varlık bu tanrısal bağlantıyı tekrar kurabilmek için dünyaya gelir.

Özgür bir zihin diliyorum

Banu Ünveren

DUA EDEN GRUP, ANNELER, JAPONCA SÖZCÜKLER VE ATOM ALTINA İNMEK


Dua etmenin olumlu etkisi olup olmadığını anlamak için Duke Üniversitesinde yapılan bir araştırmanın sonuçları aşağıdaki gibidir. Durumu ağır olan hastalar ilk önce iki gruba ayrılmışlar. Birinci grup için dua edilirken, ikinci grup için ise dua edilmemiş. İki grubun da ortak noktası, her iki gruba da aynı tibbi ilgi gösterilmiş olmasıdır. Diğer ortak noktaları ise bu deneye dahil olduklarını kendilerine bildirilmemiş olmasıdır. Bu arada dua edenler 7 farklı dinin temsilcileridir.

Sonuç: dua edilen grup %50-%100 arasında daha hızlı iyileşme kaydetmiş.!!!

Kuantum fizikçilerin araştırmaları sonucu atom altı çalışmalarında moleküllerin %99’unun boşluktan meydana geldiği şaşırtıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır. Ancak zamanla bu boşluğun içinde enerjinin serbestçe aktığı da fark edilmiştir. Dünya bu hali ile iletken bir yapıya sahiptir. Maddi evren, soyuttur demek yanlış olmaz.

Aynı şey insan bedeni içindeki hücreler için de geçerlidir. Bu hücreler, organlar ve tüm sistem içinde görünmez bir elektrik ağı mevcuttur. Tanrısal bir elektrik akışını burada gözlemleyebilirsiniz. Basit bir örnekle vücudun dışında anlamsız kalan protein ve şekerden oluşan DNA, vücudun içinde evrenin en zeki yapı taşına dönüşmektedir. İşbirlikçi, çalışkan zekidir. Oysa bileşenleri şeker ve proteindir. Onu bu kadar zeki yapan nedir?

İnsan bedeninin içinde bulanan %99 boşluk insanların arasında ve havada da dolaşmaktadır. O yüzden dua ettiğimizde bu iletken yapı içinden duamız akar.

Bir başka örnek de çocuklar üzerinde yapılan bir deneyden verilebilir.

Ana dili İngilizce olan çocuklara birkaç grup Japonca kelime gösterilmiştir. Bu kelimelerden hangilerinin anlamlarının şiirsel hangilerinin anlamlarının düz kelimeler olduğunu tahmin etmelerini istemişler. Çocuklar tek kelime Japonca bilmemelerine rağmen, neredeyse tüm kelimeleri şiirsel anlamlı ve düz ( herhangi )  kelimeler olarak hatasız bir şeklide ayırmışlardır. Bu deney parlak bir araştırmacı olan İngiliz Rupert Sheldrake tarafından yapılmıştır.

Birkaç daha örnek verelim gerekirse;

Bir toplantı sırasında şiddetli bir karın ağrısı ile toplantıdan ayrılan avukatın evine ulaştığında karısının karnından aldığı bıçak darbesi ile öldüğünü öğrenmesi, enerjinin akışına dair sıklıkla rastlanan örneklerden bidiri.

Bir de kayıtlı örneklere bakmak istersek. Dünya savaşları sırasında annelerin oğullarının öldükleri zamanları hissetmeleri olarak bir çok olay kayıtlara geçmiştir diye bir bilgi de verebiliriz.

Tarihte kayıtlara geçmiş bir çok olay vardır ki bilim adamları aynı ilhama sahip olup,aynı konu üzerinde araştırma yapıp, konu ile ilgili bir çalışmalarını aynı anda yayınlamışlardır. Bu bilim adamlarından bazıları ise birbirilerini tanımakta, aynı konu üzerinde çalıştıkların ve aynı sonuca ulaştıklarını bilmeden birbirlerine araştırmaları ile ilgili müjdeyi vermek için irtibat kurmuşlar ve ilginç gerçeği öğrenmişlerdir.

İnsanların dünyasından bir örnek daha verelim ve hemen arkasından bitkilerin dünyasındaki iletkenliğe bakalım.

Bir deneyde anneler ve bebekler birbirlerinden çok ayrı yerlerde gözlem altına alınmış ve bebeklerin ağlayıp süt istemeye başladığı anlarda annelerin süt salgıladığı görülmüştür.

Evet; bitki dünyası dedik; ağaçlar arasında bir işaret dili gibi kullanılan bir sistem vardır. Ağaçların hayvanlar tarafından didiklendiği bir ormanda, didiklenen ağaçlar tehlikenin yaklaştığını bidirmek ve diğer ağaç arkadaşlarını uyarmak için havaya kimyasal bir salgı yayarlar ve diğer ağaçlar da bu sayede kabukların hazmını zorlaştıran bir kimyasal salgılamaya başlarlar.

Tüm dünya bütünsellik ilkesi ile tasarlanmış bir ilizyondur demek çok mu güç ? Bence hayır ! Kulaklarımızı ve gözlerimizi artık etrafımızda mucize kapamak yerine ilizyondan uyanıp atoma altına inebiliriz.

Banu Ünveren

farkindalik@farkindalikokulu.com